id=”bkd8r3″
Dedemin Bakkalı Çırak: Bir Edebiyat Denemesi mi, Yoksa Üzerinde Fazla Durulmuş Bir Hikâye mi?
“Dedemin Bakkalı Çırak”… Evet, bazılarımızın içini ısıtan, nostaljik bir başlık gibi gelebilir ama işin gerçeği, bu kitap benim gözümde birkaç aşamada takılmama neden oldu. İzmir’de sosyal medyada ve çevremde çokça konuşulan, hatta “Bu kitabı okumalısın, çok güzel!” diyenlere rastladım. Tabii ki, ben de bir okur olarak, “Neyse, bir şans vereyim” dedim. Ancak o şansı verdikten sonra kitabın bende bıraktığı his biraz karışıktı. Hadi gelin, beraberce kitabı hem övelim, hem de bu kadar ses getiren bir eserin neden eksik noktalar taşıdığını tartışalım.
Dedemin Bakkalı Çırak: Güçlü Yanlar
Öncelikle kabul etmek gerek: “Dedemin Bakkalı Çırak”, kesinlikle doğru noktalardan yakalıyor. Kitap, nostaljiyi başarıyla işliyor. Kitap, bakkallık gibi kaybolmaya yüz tutmuş bir mesleği, dede ve torun arasındaki ilişkilerle harmanlayarak anlatıyor. Bunu oldukça doğal ve sıcak bir şekilde sunmuş. Anlatıcı, sıradan bir çocuğun gözünden dünyayı ele alırken, bakkalda geçen zaman, bir nevi hayatın özüymüş gibi hissettiriyor. Kimi okurlar için bu nostalji etkisi, geçmişe duyulan özlemi tetikleyebilir ve kitabın sunduğu o samimi atmosferi takdir edebilirler.
Bir diğer güçlü yönü ise, kitapta derin bir karakter gelişimi beklemeyin, ama beklenmedik bir şekilde, sadelik içinde insana dair derin bir anlam bulunuyor. Evet, belki karmaşık bir kurgu yok, ama işte bu sade anlatım bazen tam yerinde oluyor. Karakterler o kadar basit ve sıradan ki, bir şekilde size daha yakın geliyorlar. Bu, yazarı biraz kolaycı olmaktan alıkoymuş gibi de görünse de, o kadar kötü bir şey değil aslında. Hem, her zaman büyük bir hikâye beklemek de zorlayıcı olabilir. Kitap, rahatça okunabilen, akıcı bir dil kullanıyor, dolayısıyla günlük okuma alışkanlıklarına sahip birinin kolayca bitirebileceği bir eser olarak karşımıza çıkıyor.
O Hüzünlü Dede, O Sıcacık Bakkal
Kitap, aynı zamanda insanın içindeki kaybolan zamanla yaptığı hesaplaşmaya da bir bakış açısı getiriyor. Dede ve torun ilişkisi üzerine kurulan yapının içine yerleştirilen meslek teması, bana göre yazarın en cesur adımlarından biriydi. Bakkal, zamanında mahalledeki herkesin ihtiyacını karşılayan bir figürdü, ama bugün ne kadar önem taşıyor? Bu soru, geçmişe dair buruk bir hüzün yaratıyor. Dede, aslında zamanın geçtiği ve işlerin değiştiği farkına varan bir figürken, torunun gözünde her şeyin sade ve basit olduğunun altı çiziliyor. Kısacası, kitap, toplumsal değişimi derinden hissettiriyor. Ancak, burada ince bir çizgide gidiyor çünkü ne kadar derin olursa olsun, bir bakıma biraz yüzeysel kalıyor.
Dedemin Bakkalı Çırak: Zayıf Yanlar
Ve işte burada başlıyor asıl mesele. Kitap, yüzeysel bir karakterizasyon ve zayıf bir kurgu yapısı taşıyor. Bunu ilk sayfalardan itibaren fark etmek mümkün. Karakterlerin derinliği yok. “Dedemin Bakkalı Çırak” kitabını okurken, sanki birer figür olan karakterler arasında duygusal geçişlerin eksikliği hissediliyor. Tamam, okurken bir yandan rahatlayıp, geçmişi yad ediyorsunuz; ama bir yerden sonra bir sorun var mı, dert var mı, hikâye nereye gidiyor, diye sormadan edemiyorsunuz. Kitap belli bir noktada sadece zaman geçirmeniz için varmış gibi hissediyor. Anlatıcı torun, büyüme yolculuğunda insanlara dair içsel bir farkındalık geliştirmiyor. Yani karakter gelişimi sıfır! Eğer bir hikâye bizden bir şeyler bekliyorsa, bir karakterin “gelişim” gösteriyor olması lazım. Ama bu kitapta, karakterler birer yerleşik unsur gibi bir noktada sabit kalıyor. Bu, kitabın en zayıf yanlarından biri.
Neden Gelişmeyen Bir Karakter?
Burada kendime bir soru sordum: “Peki, bu kitabın amacı gerçekten büyük bir karakter evrimi yaratmak mıydı?” Hayır, belki de değildi. Ama kitaptan sonra “Bir şey öğrendim mi?” diye sormadan edemedim. Gelişim ve değişim, gerçekten olmalıydı. Bu yüzden, Dedemin Bakkalı Çırak’ta ben daha çok bir süreklilik aradım. Mesela, torunun içsel bir dönüşüm geçirmesi, dede ile olan ilişkisini anlaması ya da bakkallığın değerini idrak etmesi beklenebilirdi. Ancak o yok. Kitap, bir nevi duruyor ve bu da hikâyenin gücünü zayıflatıyor. Eğer çok derin bir şey arıyorsanız, kitap bunu sunmuyor.
Hikâye mi, Anekdot mu?
Kitap, bir hikâye olmaktan ziyade, bir dizi anekdota dönüşmüş. Bu noktada “Dedemin Bakkalı Çırak” sorusuna şöyle bir eleştiri getirebilirim: Kitap ne kadar ilginç olsa da, gerçekten bir hikâye değil, daha çok bir kişinin geçmişe dair hatıralarını sırayla anlatması gibi. Anekdotların arasında kaybolan bazı parçalar var ve bu, kitaba bir bütünlük hissiyatı katmıyor. Gelişen olaylar arasında çok büyük bir bağ yok. Her şey, karakterin hatırladığı küçük anekdotlardan bir araya geliyor. Bazen bu durum, hikâye içinde gerçek bir akış bulmanızı engelliyor. Belki de yazar, anlatıcıyı bilinçli olarak bir “hatırlayıcı” figür olarak kurguladı, ama ben şunu düşündüm: “Bir anı kitabı mı okuyorum, yoksa bir kurgu eseri mi?” Sorunun cevabını vermekse, oldukça zor.
Bir Kitap Hakkında Ne Düşünmeliyim?
Kitabın sonunda ne yazık ki “Evet, gerçekten çok şey öğrendim!” diyemiyorum. Bunu demek, insanın karakter gelişimi için çok şey beklemesi anlamına gelebilir, ama burada bence yazar, okuru duygusal anlamda tatmin etmektense, geçmişe dair birkaç nostaljik anekdotla yetinmiş. Kısa vadede, kitap rahatlıkla okunuyor ve çok zamanınızı almaz. Ama bir yıl sonra kitap hakkında ne hatırlayacaksınız? Sadece birkaç hoş anekdot dışında bir şey hatırlanacak mı? İşte burada asıl soru bu. Kitap gerçekten güçlü bir mesaj vermiyor. Belki de doğru soru, “Nostaljinin ne kadarını hak ediyoruz?” olmalı. Belki de nostaljiye bu kadar abone olmak, derinlikten yoksun kalmamıza neden oluyor.
Sonuçta Dedemin Bakkalı Çırak Ne Sunuyor?
“Dedemin Bakkalı Çırak” bir nostalji kitabı olarak başarılı bir iş çıkarıyor ama buna karşılık karakter gelişimi ve derinlik konusunda oldukça zayıf kalıyor. Kitap, bakkallık gibi kaybolmaya yüz tutmuş bir mesleği, torun ile dede arasındaki sıcak ilişkileri üzerinden işlerken, basitlik ve akıcılık konusunda oldukça başarılı. Ancak, büyük bir hikâye bekleyen okurlara hitap etmemesi büyük bir eksiklik. “Bunu okurken ne öğrendim?” sorusunun cevabı ne yazık ki boş. Belki de yazar, çok derin bir anlam taşımayan ama rahatça okunabilen bir eser yazmayı hedefledi. Sonuçta, nostaljiyi takdir edenler için rahat bir okuma olabilir, ancak daha fazlasını bekleyenler için, bu kitap yalnızca bir nostalji yansımasından ibaret kalabilir.