İçeriğe geç

Duyulan geçmiş zamanın rivayeti nedir ve nasıl oluşturulur ?

Duyulan Geçmiş Zamanın Rivayeti Nedir ve Nasıl Oluşturulur?

Hadi gelin, biraz dilin büyüsüne bakalım. Ankara’da, bir kafenin arka köşesinde otururken, eski arkadaşlarla dil üzerine konuşmalar yapmayı çok severim. Geçmişi ve geleceği birbirine bağlayan bir arayış içinde, en çok da dilin zamanla nasıl evrildiği üzerine kafa yorarım. İşte o günlerden birinde, “duyulan geçmiş zamanın rivayeti” kavramı takıldı aklıma. Ne demekti bu? Nasıl kullanılıyordu? Gelin, bu dilsel zaman yolculuğuna çıkalım.

Duyulan Geçmiş Zaman Nedir?

Türkçedeki zamanlar, tam da bir ülkenin sosyo-ekonomik yapısını yansıtır gibi, çok katmanlıdır. Her biri, farklı bir anlam yükü taşır. Duyulan geçmiş zaman da tam olarak böyle bir katmandır. “Duyulan geçmiş zaman” dediğimizde, aslında geçmişteki bir durumu veya olayı, o anki konuşmacının doğrudan gözlemi ya da birinci elden bilgisi olmadan duyduğumuz şekilde anlatıyoruz. Yani, bir başkasından duyduğumuz veya öğrendiğimiz bir şeyi aktarıyoruz.

Mesela, bir arkadaşım bana “Ahmet çok sevmiş bu yaz” dediğinde, ben bu cümleyi duyduğumda, bu durumu kesin bir bilgi olarak kabul etmem. Çünkü ben bunu gözlerimle görmedim, sadece duyduğum bir şey. İşte burada devreye “rivayet” giriyor.

Türkçede duyulan geçmiş zaman, -mış’lı geçmiş zaman olarak karşımıza çıkar. Bu zaman, genellikle bir olayın duyulmuş, rivayet edilmiş veya gözlemlenmemiş olduğu durumlarda kullanılır. Yani, ben o olayın içinde yer almamış olsam da, bir şekilde o olay hakkında bilgi edinmişimdir.

Duyulan Geçmiş Zamanın Rivayeti: Bir Hayat Öyküsü

Çocukken, okulda ilk kez duymuştum bu kavramı. Türkçe öğretmenimiz, derste “-mış’lı geçmiş zaman”dan bahsederken, hepimiz kafamız karışmıştı. “Bunu neden böyle söylüyoruz? Ne farkı var ki?” diye soran arkadaşlarım oluyordu. O zaman anlamıştım ki, her dilin, bir halkın sosyal hayatıyla bir bağlantısı vardı. “Duyulan geçmiş zaman”da geçen her olay, aslında bir topluluğun hikayesi, bir geleneksel anlatım biçimiydi.

Bir keresinde, Ankara’daki bir kafede otururken, tanımadığım iki kişi sohbet ediyordu. Biri, “Gökhan’ın dün çok geç saatte geldiğini duydum” dedi. Diğer kişi, “Evet, o saatte gelmesi normal değil, bir şey olmuş olmalı” diye ekledi. İşte bu an, tam olarak duyulan geçmiş zamanın bir örneğiydi. Çünkü bu olay, bir gözlemi yansıtmıyordu, sadece başkalarından duyulan bir bilgiydi.

Birçok kez kendimi böyle konuşmaların içinde buluyorum. O gün bir arkadaşım bana, “Gökhan çok mutluymuş, o kadar gülüyordu ki, sanki dünyanın en güzel şeyini keşfetmiş gibi” demişti. Ne zaman birinin halini anlatmaya başlasam, otomatik olarak duyulan geçmiş zamanı kullanırım. Çünkü çoğu zaman, bir olayın ya da durumun tam olarak doğru olup olmadığını bilemem. Ama duyduğum bilgiyi aktarmam, bir sosyal aktarım sağlar.

Duyulan Geçmiş Zamanın Rivayetini Oluşturmak

Duyulan geçmiş zaman, çoğu zaman bir hikaye anlatma biçimi gibi karşımıza çıkar. Bir olay hakkında birinci elden bilgiye sahip olmamak, onu anlatırken kendi içimizde bir boşluk yaratır. Bu boşluğu ise rivayetle doldururuz. Yani, birine anlatırken olayın detaylarını biraz abartabiliriz, ya da bir şeylerin eksik olduğunu hissedebiliriz. Duyulan geçmiş zaman kullanarak, tıpkı bir şehir efsanesi gibi bir anlatım yaparız.

Ankara’da, özellikle iş yerlerinde duyduğum bir sözü hatırlıyorum: “Ahmet o kadar çok çalışıyormuş ki, bu kadar yoğun olacağı aklıma gelmezdi.” Bu cümleyi kullanırken, aslında hem duyulan bir bilgi hem de gözlemlerimle birleşmiş bir rivayet vardı. Çünkü ben Ahmet’in iş temposunu tam olarak görmedim ama söylediklerinden ve başkalarından duyduklarımdan hareketle bir şeyler bildiğimi düşündüm.

Duyulan geçmiş zamanın oluşturulması, temelde gözlem değil, duyulan ya da üçüncü bir kişinin gözünden aktarılan bir anlatım biçimidir. Yani, diyelim ki bir arkadaşım bana “Ahmet geçen hafta 5 kilo vermiş” diyorsa, ben de bu cümleyi duyulan geçmiş zamanla “Ahmet geçen hafta 5 kilo vermiş” şeklinde aktarırım. Burada ben, Ahmet’in kilo vermesini doğrudan görmedim ama bu bilgiye sahip oldum.

Duyulan Geçmiş Zamanın Rivayeti ve Ekonomik Hayat

Bir ekonomi öğrencisi olarak, dilin sosyal ve ekonomik boyutlarını hep ilginç bulmuşumdur. Ekonomi üzerine yazılar yazarken veya raporlar hazırlarken, duyulan geçmiş zaman bazen önemli bir araç olabilir. Örneğin, bir ekonomist, “Bu sene enflasyonun geçen yıla oranla çok arttığı söyleniyor” dediğinde, bu bir rivayettir. Çünkü o ekonomist, o enflasyon oranını kendi gözleriyle görmemiştir, sadece bir kaynaktan almış olduğu bilgiye dayanarak bir değerlendirme yapmıştır.

Bunun gibi daha birçok iş hayatı anımda, duyulan geçmiş zamanın etkisini görmüşümdür. Çalıştığım projelerde, bir kararın nasıl alındığını veya bir analiz raporunun nasıl hazırlandığını öğrenirken, genellikle o kararı veren kişi direkt olarak o olayda yer almamıştır. Bu, ekonominin ne kadar gözlemlerle şekillendiğini gösteriyor. Çünkü her analiz, ya duyulan bir bilgiyi ya da bir başkasının gözlemini içerebilir.

Günlük Hayatta Duyulan Geçmiş Zamanın Rivayetinin Önemi

Günlük hayatta, duyulan geçmiş zaman bazen daha da ilginç bir hale gelir. Kendi çevremde duyduğum hikayelerde, bazen insanlar o kadar derin bir şekilde anlatıyorlar ki, olayların iç yüzüne dair bir bilgi veriyorlarmış gibi gelir. Oysa çoğu zaman, anlatıcı sadece duyduğu bilgiyi aktarıyordur. İşte tam burada, rivayet olayı devreye giriyor.

Bir kere, bir arkadaşım bana, “Murat’ın çok başarılı bir işe imza attığını duydum, bu kadar kısa sürede nasıl başardığını bilmiyorum ama çok fazla çalışmış,” demişti. Bu cümlede, hem duyulan geçmiş zaman hem de rivayet iç içe geçmişti. Çünkü ben, Murat’ın başarısını gözlemedim, sadece başkalarından duydum ve şimdi de başkalarına anlatıyorum.

Duyulan geçmiş zamanla ilgili son olarak şunu söylemek gerekir ki, insanlar duydukları bilgiyi sadece aktarmakla kalmazlar, bazen bu bilgiyi “güzelleştirir” ya da “yükseltirler”. Bu da bir anlamda, insanların bir olayın iç yüzünü ne kadar ve nasıl anlayıp başkalarına aktardıklarını gösteren önemli bir noktadır. Rivayetlerin zenginleşmesi, aslında bir toplumsal dinamiğin de göstergesidir. Ne kadar çok kişi bir olayla ilgili benzer şeyler söylerse, o olayın gerçekliği daha da “renklenir.”

Sonuç

Duyulan geçmiş zamanın rivayeti, dilin ilginç bir yönüdür. Bir olayın duyulmuş olması, sadece bir bilgiyi aktarmakla kalmaz, aynı zamanda anlatıcının bakış açısını, toplumsal dinamikleri ve kişisel yorumları da içerir. İş hayatındaki gözlemlerim ve günlük hayattaki konuşmalar, bu dilsel yapıyı daha iyi anlamama yardımcı olmuştur. Sonuçta, duyduğumuz her şey, bizim gerçeklik algımızı bir şekilde şekillendirir ve dil üzerinden başkalarına aktarılır.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

şişli escort
Sitemap
tulipbethttps://www.betexper.xyz/